Evrim...

Harun Yahya ve şurekasına ve onlarla birlikte bir yere gidebileceğini sananlara...

Sevgilerle mi? Tabiki değil...







Küresel Isın-MA!!!


Herkes diline doladı bunu. Koftiden çevrecilerin dillerinden düşmeyen bir prim zımbırtısına dönüştü bu. Birine çevre, ekoloji demeye gör, hemen alacağın cevap küresel ısınmadır. Nedir küresel ısınma? Cevap: Çok kötü birşey. Başka ? Yok. Bence de yok. Başka söze ne hacet var.


Hatırlarım Başbakan Kyoto protokolleri ile ilgili "du hele, diğer gelişmiş ülkelerle aynı seviyeye gelelim de ondan sona imzalarız" demişti. Daha sonra törenlerle imzalandı. İmzalanmadığı zaman hiç bu kadar yaygara koparılmadı ama imzalanınca törenlerle duyuruldu neredeyse. Buda az önce söylemeye çalıştığım prim meselesinin bir örneğidir. "Küresel ısınma" diyebilmek, artık bir entelektüellik seviyesi oldu. Ha artık ısındı ısınacağı kadar artık yapacak pek birşey yok gibi geliyor. En fazla yapabileceğimiz (her ne kadar dünyanın kendini toparlayacağına güvensem de) sadece zamanı daha da geçiktirmek. Başımıza gelenlerden veya geleceklerden sonra sızlanmanın bir anlamı yok. Kuzu kuzu bekleyeceğiz neler olacağını.

Peki nedir küresel ısınma?













Budur...

Nice 25 Kasımlara...

Bende ne zaman bu tür işler başlıcak diye merak ediyordum. Arada bir böyle çoşkun hamleler yapılıyor. Gönül ister ki devamlı bu tür tepkiler organize edilsin. İşçiler, memurlar ellerindeki en güçlü silahı kullanabilsinler, devletler de bunun farkına varabilsinler.

Bu insanlar bütün işleri, bütün işleyişi yöneten insanlar. Bir gün bile, gittikçe teknoloji esiri olan ve saçma bir şekilde karmaşıklaşan hayatı nasıl bir sekteye uğratır bilemiyorum. Gönül ister ki 2 gün, 3 gün, 1 hafta sürsün, sürsünde herkes bir kendine gelsin.

Yapılacak yorumları duyar gibiyim. Hem vatandaş, hemde gazate ve siyasetçiler yine halkın günahı ne edebiyatı yapacaklar. Yapsınlar. Şu an basın nasıl herkesi basın özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı tepkiye çağırıyorsa, bu tepkiyi de anlayıp destek olmalı. Tamam vatandaş madur olacak ama unutulmamalı ki bu insanlarda vatandaş ve görevleri yok pahasına insanlara hizmet etmek değil.

Umarım herkes bu tepkiye iştirak eder. Lafı uzatmaya gerek yok, nice 25 kasımlara...

O Ay'ı da Bir Parçalayında Soracam Ben Size...


Dünyamızın medar-ı iftarı, bilim öncüsü, teknolojimizin güvencesi aynı zamanda Amerika denen ilçemizin bir numaralı ihraç mallarından olan NASA geçenlerde Ay'ı bombaladı. Evet, gitti bomba attı Ay'a.

Ay'da kurulacak bir üs için çalışmalar yapan NASA, dünyadan mazleme götürmenin pahalıya geleceğini hesaplayıp, ihtiyacı oradan karşılamak istiyormuş. Bombayı da, Ay yüzeyinde, katmanlarında yada hernerdeyse, bulunan affedersin "ossuruk" kadar suyu bulmak için atmış.

Bir gün gökyüzüne baktımızda, canımız
kanımız Ay'ımızın iki parça olduğunu görürsek, işte o gün herkesi aynı safta görmek istiyorum. Okyanusu yürüyerek geçelim hep birlikte, gidip ağzını burnunu bir güzel kıralım NASA'nın.




Gece Neler Oluyor Sokaklarda...


Night On Earth

Yönetmen: Jim Jarmusch

1991

Güneş gökyüzünde belirdiğinde herşey ortadadır. İnsanları, şehri ve karmaşayı görürsünüz. Peki ya gece? Aydede yukarda belirip de soluk ışığıyla etrafı aydınlatmaya başladığında?

Bu saatte olanları bilmek birkaç kişinin elinde olan birşeydir. Bu deneyimi yaşamak herkese nasip olmaz. O saatte fahişeler, suçlular, polisler ve taksicilerdir bunların tanıkları.

Bir gece de, 5 ayrı şehirde, 5 farklı taksicinin başından geçen olaylar. Fırsatı kaçıran bir bayan taksici, taksi kullanmayı bilmeyen göçmen bir taksici, kör bir bayanı taşıyan bir taksici, gece güneş gözlükleriyle dolaşan ve yolcusu bir peder olan taksici ve Rusya'nın soğuğunda sarhoşlara derdini anlatmaya çalışan bir taksici. İlk bakışta garip gelen ama aslında hiç de yabancı olunmayan olaylar sinsilesi...

Komik, düşündürücü, samimi ve akıcı. Eğer birde farklı kültürlere ilgi duyursan ve daha önce bir Jim Jarmusch filmi izlediysen, hiç düşünme.


Okuma, Okutma...

"Üniversite okuyan herkes iş bulacak diye bir şey yok." Başbakanın kendi sözleri bunlar. Bu bir gaf mıdır yoksa bilinçli olarak söylenmiş sözler midir anlamak zor. Sanki birşeylere alıştırılmak isteniyormuşum gibi geliyor. Sanki kabahatin arkasından çekilmek, sorumluluğu başkasına atmak gibi geliyor bu bana.

7 sene okudum üniversitede. Lisans ve lisansüstü eğitim aldım. Şimdi geleceğimin teminatı olarak bu sözleri duyuyorum. Ne düşünmem, nasıl hissetmem gerekiyor şimdi. Hani eğitim önemliydi, hani okur yazar oranı artıyordu?


Hadi onuda geçtim bir ton kadrosu bile hazır olmayan, maddi olarak yetersiz üniversite açtınız, bu yaptığınız eylemleri bu sözlerle bağdaştırmak çok zor.

Ben neden okudum eğer çalışamayacaksam, bilgimi değerlendiremeyeceksem, öğrendiklerimi hayatımı idame ettirebilmek için kullanamayacaksam.

Hani işsizlik azalmıştı, kar ediyorduk ülke olarak, gelirimiz yükseliyordu, acayip bir refaha erişecektik önümüzdeki yıllarda.

Sonra bu ülkeden ayrılan, ayrılmak zorunda kalanları vatan hainliğiyle suçluyorsunuz. Destek istendiği zaman çekilip, başarı elde edildiği zaman milletce ortak olmaya çalışıyorsunuz utanmadan.

Dalga mı geçiyorsunuz?

Taş Atmak yada Atmamak, İşte Bütün Mesele Bu...

IMF gibi bir oluşumu savunmanın mantığı nedir acaba. Dünya çapında, "legal" bir şekilde insanları köleleştiren bir kurum nasıl savunulabilir. İnsanlar bilmedikleri, anlamadıkları konuların nasıl silahşörlüğünü yapabilirler. Ve bunu yaparken de yüzlerindeki iğrenç gurur ve görevini yapmış olma mutluluğu ifadesi...

Şu yorumlar çok canımı sıkıyor; "böyle eylem mi olurmuş, eline ne geçicekmiş sağı solu kırarak, haklıyken haksız olunuyormuş, gençlik nereye gidiyormuş" vs. vs. vs.
Başbakan, gösteriler için yer ayrıldığını gidilip oralarda eleştirilerini yöneltmelerini istedi konuşmasında. Öncelikle şunu açıklığa kavuşturmak lazım, eylem bir başkasının istediği yerde istediği şekilde yapılmaz. Bu hareketin mantığına aykırıdır. Burda amaç bağırıp çağırmaktan öte bir yaptırım uygulatmak, olumsuzluğu eleştirmekdir. Yoksa dağlara taşlara bağırıp çağırıp stres atmak değil. Nedense siyasetçiler bunu böyle algılamak eğilimindeler. Gidin oralarda söyleyin ne söyleyecekseniz diyor adamlar. Bunu da demokratik hakkımız olarak bize lütfediyorlar.

Eylem hakkınız var, herkesin eleştirilerini yöneltme hakkı var ama bizim istediğimiz yerde ve şekilde. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Bir kere eylem hakkı devletin yurttaşlarına sağladığı, lütfettiği birşey değildir. Eylem hakkı doğuştan gelen bir haktır. Malesef bütün iktidarlar bunu sanki kendileri sağlamış yurttaşlarına bahşetmiş gibi davranıp bunu da bir çıkara dönüştürme eğilimindeler. Eğer eylemci olarak bunu kabul noktasına gelinmişse artık devletin koyduğu kurallara tabii olmuşsun demektir. Karşı olduğun şey zaten bu devlet, bu sistem ve bu sözde demokrasi, peki buna aynı sistemin kurallarıyla nasıl karşı çıkabilirsin yada karşı çıkman beklenebilir.

Okuduğum bütün gazete yorumlarında cam çerçeve kırmanın mantıksızlığından ve bu verilen "hakkın" kötüye kullanılmasından bahsediliyor. Bu çok bilmiş gazeteci arkadaşlar IMF gibi bir kuruluşun protestosunda, bankalara ve kapitalizmin simgesi olmuş kurumlara zarar verilmesini neden garip buldular, neresini anlayamadılar bende bunu anlayamıyorum. Neye, neden karşı olunduğu yeterince açık değil mi? Herşey hakkında yorum yapabilen, herşeyi bilen bu arkadaşlar bunun neresini anlayamadılar. Anlamadılar mı yoksa anlamazlıktan mı geldiler? İkditar korkusu artık içgüdüsel birşey haline mi geldi, bir otokontrol mekanizması mı yaratıldı yoksa insanlarda?

O kırılan yakılan işyerlerinin günahı neymiş? Neymiş ben söyleyeyim, hiç bir zaman o meydanlarda haklarını savunamamış, seslerini yükseltememiş olmaları. Hatta daha ileriye gidip, özürü kabahatinden büyük bir şekilde, bu sistemin gönüllü milisleri haline gelmeleri. Bir kere de sizi görseydik, o meydanlarda, bir kerede beraber yürünseydi, ses beraber yükselseydi, o camlar çerçeveler inermiydi. O camlar çerçeveler sizin yüzünüzden indi bence biraz da...

O çok sevimli islamcı arkadaşlar da buldukları her fırsatta faize karşı olduklarını, faizin haram olduğunu söyledikleri halde, ne zaman böyle bir protestoda, eylemde görüldüler? İlla ki yakıp yıkmaları gerekmezdi, buna karşı olduklarını belli etseler yeterdi. A tabi onlar bunu faiz olarak adlandırmıyorlar artık. O zaman haram olmuyor tabii. Bir kenara çekilip, insanları bölücü, terörist olarak etiketlemeyi bilin ancak. Koymuş olduğunuz kuralların arkasına saklanarak, o kuralları savunanları taşlayın şeytan diye. Ondan sonra bu taşlar niye cam kırıyor diye oturup düşünün bir.

Güvenlik güçleride gaz bombası atmayı hobi haline getirdi gibime geliyor. Spor olsun diiye gaz bombası atıp, biber gazı sıkıyorlar. Meydana çıkılmasını engellemek istiyorlarmış. Orası eylem alanı değilmiş. Aynı alanda, Polis günü kutlanırken binlerce polis vardı, kendi günlerini kutladılar o meydanda, hemde saatlerce trafiğin aksaması pahasına. Kimseden biber gazı gelmedi nedense? Demek ki istenilince toplanılabiliyormuş...

Birde bir teyzenin "ne eylemi yaa, neden böyle yapıyorsunuz, ne işiniz var" diye azarlamasına ne demeli. Kime ne anlatıcaksın, kim için, ne için uğraşıyorsun ki ? Halk kendini bırakmış, sen tutmaya çalışsan ne olur...



Bir zamanlar, Her zamanlar...



"The crows maintain that a single crow could destroy heaven. This is beyond doubt, but doesn't prove anything against heaven, since heaven means, precisely, the impossibility of crows."

(Franz Kafka)




Nerede, nasıl konuşacağız söyleyinde bilelim...


Bu gün izlediğim bir haberle ilgili kısa bir görüş belirtmek istedim. İzlerken, uzun süredir yaşadığım sinir bozukluğunu tekrar yaşadım. İzledikce de bu sinir harbi giderek artıyor, sonu nereye varacak bilmiyorum.

Konu şu ki, "Sayın Başbakan"'ın Ankara/Kızılay'da yemek yerken, harç paralarını protesto eden öğrenci kardeşlerin karga tulumba arabalara konulması, kovalanması ve ekranlara çok yansımasa da tahmin ettiğim kadarıyla dövülmesi. Bu öğrenci kardeşlerin protestosu muhattapların hiç ilgisini çekmedi nedense. Afiyetle yemek yenmeye devam edildi.

Başlıktan kastım şu, salonlarda ve basın toplantılarında konuşan, itiraz eden, şikayetini belirten ağzını açtığı an dışarı atılıp, provokasyon yapmakla suçlanıyor. Denildiğine göre "yönlendirilmiş, neden geldiği belliymiş" deniliyor. Hemde hiç söz hakkı verilmeden.

Bakıyoruz, bu ortamlarda demek ki konuşamıyoruz. Sokakta protesto ediyorsunuz, yine aynı suçlamalar ve muamelelerle karşılaşıyoruz. Hatta göz göre göre "ölçüsüz şiddete" maruz kalıyoruz.

İnternetten eleştiri yapanlar takip edilip soruşturuluyor. Karalanıyor belkide fişleniyor, bunu bile bilemiyoruz, başımıza birşeyler gelmeden.

Bir zahmet söyleyiverin madem ki herşeyin en iyisini biliyor ve yapıyorsunuz, şikayetimizi "umursayacağınız bir şekilde" nerede belirtelim. Bunu da söyleyin de içimiz rahat konuşabilelim. Ağızlarda gittikçe çirkinleşen ve anlamını yitiren demokrasi nerede, o yolu gösterinde ordan gidelim. En ufak bir eleştiride kovalanacaksak, soruşturulup karalanacaksak nerede bu "mukaddes demokrasi". Bu demokrasi denilen saçmalık sadece, sizi iktidara getiren ve konuşmaktan korkan ve çoğunlukla hiç bir şeyi göremeyen o meşhur % 50'lik çoğunluk için mi geçerli.

Demek istediğim şu ki, gidişattan hiç memnun değilim ve gittikçe de bu memnuniyetsizlik artmakta. Lütfen sizi korkmadan eleştirebileceğimiz, itiraz edebileciğimiz ve en önemlisi sizin umursamanızı sağlayabileceğimiz o "güneş ülkesi" nerede onu söyleyin de, en azından kendimizi biraz özgür ve demokrat hissedebilelim. Giderek gölgesinden bile korkan bir toplum mu yaratılmaya çalışılıyor ?

Eleştiriye bu kadar şiddetle karşılık vermenin altında korku ve farkındalığın engellenmesi olduğunu düşünüyorum. Halen olan olaylara baktığımda bunun tersini düşündürecek hiçbir şey olmadı.

Aslında söylenecek daha çok şey var ama şimdilik merak ettiğim "Nerede konuşacağız..."

Oturmaya mı geldik ? Biz biliyoruz da mı oynuyoruz ?

Şu sosyalleşme amaçlı sitelerin en büyük katkısı bence bu tür işler. Nerden çıktığını bilmediğin, kimin yaptığını önemsemediğin bu tür video ve fotoğraflar. Onun dışında bana göre sosyalleşmenin hiçbir şekilde bir göstergesi olmayan aksine giderek asosyalleştiren ve arkadaş çevrenin bir süre sonra, bir kutunun içindeki küçük insanlardan oluştuğunu sanmana bile yol açabilecek saçmalar.

Videoda oynayan arkadaşlarda bir zahmet kızmasınlar bu tür işlere artık. Kusura bakmayında bu işleri medyaya böyle yansıtan sizlersiniz. Tamam, istediğine istediğin şekilde inanabilirsin vs. vs. Neyse benim bu konudaki fikirlerim, videoda rol alan arkadaşların tam tersi olmakla beraber şu an önemsiz.

Herneyse, bence şahane olmuş. Oldukça eğleniyorum izlerken. Yayında ve yapımda emeği geçen herkesin eline sağlık. Gerek kurgusuyla, gerek oyuncu seçimiyle, gerekse de müzikleri ve senkronuyla grammy alır mı ? Bence almasa da zirveyi zorlar...


 
Related Posts with Thumbnails
© 2009 - Bir İnsanı Sevmekle Başlar Herşey.. | Free Blogger Template designed by Choen

Home | Top